28 Kasım 2008 Cuma

E R S İ S ‘ İ U N U T M A D I M

İZMİR - 13/07/2005

Çocukluk günlerim,
Sende geçti.
Sevinçlerimde,
Hüzünlerimde,
Sen vardın.
Mevsimlerin,
Mevsim olduğunu;
Ceznara, Sölleke,
Esgele, Marant’a,
Gidince anlardım.

Kilise Tepesine,
Güneş vurunca sabah,
Çığ gelince bahar olurdu.
Yaz gelince;
Çepikleri dut,
Teştleri şıra,
Curatta sepetleri,
Üzüm doldururdu.

Kaldavar’da,
Çoruh’un sesini,
Sasanborot’ta
Ormanın uğultusunu dinler;
Çittizil’de ot,
Kırmalar’da ekin biçerdim.
Ağbaşköy’de
Börtü-böcekle dost olur;
Ardıç ağacının gölgesinde,
Serinler,
Bathaneden, kana kana,
Su içerdim.

Semerin kaşına asılan,
Çepik’teki dutu;
Çiçekli çayırın,
Deli otu;
Hâlâ benimle.
Hey gidi Ersis hey!
Deli-dolu günlerimin:
Şehri,
Kasabası,
Köyü. Beni ben yapan;
Senin içindeki,
O büyü.
Benimle.

Hey gidi Ersis hey.
Ve hâlâ serinliği
Kuşluk vaktinin.
Tepesini merak ettiğim,
Güney.
Benimle.

Çarşısı benimle Ersis’in.
Ne çarşıydı?
Medet Ustanın fırını,
Savcının kahvesine karşıydı.
Saatçi Abdurrezzak,
Yanında kasap Kürt İbrahim,
Vardı.
Çapulacı Hafız usta ile
Mustafa Aşıkoğlu, bitişik.
Terzi Ziya’nın yanı
Boydan boya sokak
Ve duvardı.

Zuvara bakan sıranın başında,
Hacı Ahmet Efendinin, ambarı;
Karşı sırada, manifatura dükkânı,
Vardı.
Ve Ahmet Efendi zengindi,
Altın dişleri,
Konuştukça,
Pırıl pırıl parlardı.

Kahveci Niyazi Efendi,
Efendiydi.
Berber Hasan
Ve berber Hamit’in işleri:
Usta işi.
Terzi Nurettin efendinin,
Diktiği şalvara, çuhaya,
Gülüşleri,
Yansırdı.
Unutmadım, unutamam.

Abid ustanın:
Çapulasını,
Çistiğini,
Kasap Mecid’in kesdiğini,
Selim’in kahvesinde,
Demli çayı içerken balkonda,
Ilık ılık rüzgârın,
Nasıl estiğini,
Unutmadım.

Kafa Memed, fırınında ekmek,
Yan bölmede, çay, şeker satar.
Camdan Tilki İbrahim’e bakardı.
İlyas Efendi tirindazdı,
Dükkânı, dükkânında,
İstikânları, kuruyemişi,
Tertemizdi.
Bu dükkânın,
Karşısında merdiven,
Caminin önüne çıkardı.
Hemdi efendi,
Hasan usta,
Zabitgilin Abit, karşıda
Ve bu Çarşıda,
Birde;
Tavlının Şevket vardı.
Fırınında nefis güveç yapardı.
Hey Allah’ım ne günlerdi.
Unutulmaz,
Unutmadım.

Ne Zabid usta gibi demirciyi,
Ne Mustafa Semerciyi,
Hancı Hevekli’yi,
Unutmadım.

Hoca Hafız Efendi,
Aklımda.
Müezzin Mustafa’nın Salâ’sı,
Yıkıcı Dayının,
Vahap hocanın,
Yanık ezan sesi,
Kulağımda.
Ve çocukluğumda,
Çıra ışığında,
Bu çarşıya gidişleri,
Unutmadım, unutamam.

Ne Uzun Durağı,
Ne Abdullah Yıkıcıyı,
Amcam oğlu Zeki gibi
Rakıcıyı,
Unutmadım, unutamam.

Bu çarşının
Deli İdrisi,
Bekdaşı vardı.
Cıvıl cıvıldı o günler,
Herkes birbirine,
Kol kanat olur;
Kucak açardı.

Derler ki bu çarşıdan,
Ne kül kaldı, ne duman.
Her şey, koskoca bir yalan.
Ve masaldı. O eski zaman,
Anılarda asılı kaldı.
Ve birileri,
Geçmişimizi,
Bizden çaldı.
Unutulmaz, unutmadım.

Ersis’i unutmadım.
Ne merzedeki çatmayı,
Ne Ceznarda:
Kaldavarda,
Burdoların arasında,
Yatmayı.
Ne çarşıda volta atmayı,
Unutmadım.

Öğretmenler öğretmeni,
Yaşar Beyi,
Nusret Beyi,
Sabri Beyi,
Dabakgilin Mustafa,
Ve öğretmen kardeşler:
Hasan ile Sabit Beyi,
Reis, Rıfat Beyi,
Kadir Beyi,
Muhlis Beyi,
Unutmadım, unutamam.

Didiş’iydi, Egiş’iydi,
Ormanlara sahip çıkmak,
Onun tek işiydi:
Amcam Hemdi,
Sözü dinlenen,
Bir kişiydi.
Unutmadım.

Ersis’linin gurur kaynağı:
Köksal Paşayı,
Ve profesörleri ki onlar:
Bilim Bayrağı;
Hüseyin Soysal’ı,
Rasim Cici’yi,
Hâkim Hasan Acar’ı,
Ve Emin Koçak’ı
Kim hatırlayacak?
Unutmadım, unutamam.

Her acıyı, tatlıyı,
Onlarla paylaştım.
Ve arkadaştım.
Süleyman, Coşkun,
Behçet, Necati, Ali,
Mehmet, Salih
Can dostlarım.
Aklımdan gitmez.
Unutmadım, unutamam.

Dağlarında Hosanları.
Ağalardan Hasan’ları,
Unutmadım:
Kırık Hasan,
Babacan Hasan,
Cicioğlu Hasan.
Bu ağalar:
Ne mal mülk,
Ne toprak.
Ve bunlar,
Efendilik ağasıydı.
Ve onların doğasıydı.
Unutmadım.

Ustalar ustası Memed Usta,
Ahmet Usta, Fikri Usta,
Onlar yapardı;
Ersisteki yapıları.
Anahtarsız kapıları.
Unutmadım.

Pehlivan kardeşlerin,
En pehlivanı;
Hüseyin pehlivandı.
Tahsildarlar tahsildarı;
Tahsildar İbrahim,
Arslan,Şürrü,
Şevket efendiler,
Köy köy dolaşırdı.
Postacı Hüsam
Dağa taşa
İyi haber taşırdı.

Ersis’ın Gillerini;
Tatigili, Cindigili,
Asmagili, Cicigili,
Yakupgili, Kurbangili,
Çeşmegili, Lozogili,
Gümrükcügil, Zabitgili
Ersis’lide tatlı dili,
Unutmadım, unutamam.

Ersis’imin,
Bahçesinde bağında,
Çocuk yaşta
Eşeğimle dolaştım
Merzesinde dağında.
Ve Ersis’in
Geçmişinde-çağında,
Pekmezinde,
Tüngeslinin yağında.
Öylesine bir tat var ki
Unutmadım, unutamam.

Kış gelince Ersis:
Yalnız, kederli ve mahzunmuş.
Yaz gelince:
Herkes koşmuş, bayram yapmış.
Kim ne demiş, ne söylemiş,
Ne konuşmuş.
Aros’ta festival olmuş,
Ersis’liler, döner yemiş,
Rakı içmiş,
Coştukça, coşmuş.
Ersis’liler!
Yiyin, için,
Neşenize coşku katın
Horon tepin, nara atın
Ve Ersis’i, Ersis’liyi;
Hiçbir zaman,
Unutmayın.

Dağı-taşı,
Kurdu-kuşu
Engebesi, dik yokuşu,
Yıllar boyu o koşuşu
Unutmadım, unutamam.

Ersis’li, hiç kimseyi
Ve hiçbir şeyi unutmadım.
Anılar dün gibi aklımda,
Özlem özlem, yüreğimde,
Buram buram,
Burnumda tüter.
Bu, öyle bir sevdadır ki
Yazmakla bitmez.
Söz tükenir,
Sabır taşar, gün yetmez.

Çıplağın tepesinde durdum,
Islık çaldım, bağırdım
Aros’a doğru.
Duramadım sizler için,
Geçmişi, bugüne çağırdım.

Güneş battı,
Yel savurdu.
Alev bitti,
Köz kavurdu.
Felek bizi,
Bir savurdu.
Yıllar gelmiş,
Yılar geçmiş,
Unutmadım.
Unutmayın Ersis’liler,
Unutmayın.

Necmettin AYKAN

1 yorum:

Östenit dedi ki...

Dayıcım şiirin çok güzel olmuş eline gönlüne sağlık. Ellerinden öperim yeğenin Gülsen TANRISEVEN