KÖY ENSTİTÜLERİ VE SONRASI
Bir 17 Nisan tarihini daha geride bıraktık.
Köy Enstitüleri’nin kuruluş yıl dönümü.
Özlemle anıldı.
Daha çok yerde, daha yaygınlaşan bir alanda, daha geniş katılımlarla,
İçeriği daha zenginleştirilerek kamuoyuna sunuldu.
Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği, bu özgün eğitim deneyimini, gelecek kuşaklara taşımada önemli bir işlevi yerine getiriyor. Her fırsattan yararlanarak, etkinliklerini yoğun bir biçimde sürdürüyor.
Türk Eğitim Sistemi’nin çıkmazda, Türk Devrimleri’nin tehlikede olduğunu algılayan geniş çevre ve kuruluşların dikkatleri bu alana çekilerek, bu özgün eğitim deneyimi, bir kere daha gündeme taşındı, kamuoyunun ilgisine sunuldu. Anılar tazelendi, gittikçe sayıları azalan mezunlar hatırlandı, onurlandırıldı. Büyük Kurucular, Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç bir kere daha saygı ile selamlandı, Enstitü Yerleşke’lerinden izleri kalanlar ziyaret edildi, bu izlerin ve isimlerin yaşatılması için kararlar alındı, anıtlar açıldı.
Niçin kurulmuştu, ne idi Köy Enstitüleri, niçin unutulmuyordu?
Bu soruların yanıtları, sınırlı sayıda bilimsel nitelikli yayınlardan; mezunların anılarından ve eserlerinden, bir televizyon belgeselinden, her yıl 17 Nisan dolayısı ile basında çıkan köşe yazıları ve makalelerden öteye taşınamadı. Üniversitelerimizin Eğitim Fakülteleri bu özgün eğitim kurumu enstitüler konusunda bilimsel çalışmalarla hem kendi alanlarını zenginleştiren, hem eğitim uygulamalarına ışık tutan, iyi niyetli yöneticilere yol gösteren bir işlevi yerine getiremediler.
Köy Enstitüleri bir öğretmen yetiştirme projesiydi. Türkiye’de öğretmen yetiştiriliyordu. Bu Cumhuriyet’ten önce de vardı, Cumhuriyet’in ilanından sonra da sayıları ve çeşitleri artırılarak devam etti. Öğretmen Okulları, Eğitim Enstitüleri, Yüksek Öğretmen Okulları; İlk Okulların, Orta Okulların, Liselerin Öğretmen kaynağıydı.
Bu üç kaynaktan gelen öğretmenler, okulun öğretmenidir, çocukların öğretmenidir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın düzenlediği programları okulda, sınıfta, derste uygulamakla görevlidirler. Yetiştirilme biçimleri de buna göredir. Bu kaynaklardan gelen öğretmenlerin bu programlar dışına çıkarak, halkı eğitmek, onların ekonomik, sosyal, kültürel gelişim ve değişimini sağlamak ya da etkilemek gibi resmi bir yükümlülükleri yoktu.
Çocukların eğitimi yoluyla, toplumun sosyal, ekonomik ve kültürel değişimini sağlamak oldukça uzun bir süreci gerektirmektedir.
Yepyeni temeller üzerine kurulmuş, büyük devrimleri gerçekleştirmiş bir devletin, öngördüğü yeni değerleri toplumun bütün fertlerine taşıması, onları bir yaşam biçimine dönüştürmesi, ete kemiğe büründürmesi için böylesine uzun bir süreci beklemesi düşünülemezdi. Cumhuriyet ve Devrim değerlerini hızla halka ulaştıracak yeni projelere, yeni kurumlara ihtiyaç vardı.
Millet Mektepleri, Halk Evleri ve Halk Odaları bu proje ve kurumların önemli üçayağını oluşturmuştur. Cumhuriyet ve Devrim değerleri ile çağdaş yeni değerleri
Bilim, Kültür ve Sanat etkinlikleri ile kent ve kasabalarda geniş kitlelere bu kuruluşlar ulaştırmaya çalıştı. Bu etkinliklere katılmış nice aydınlık yüzlü bilim, kültür ve sanat insanını hala çevremizde görmek olasıdır.
Peki, Köyler ve Köylüler ne olacaktı? Onlar ki nüfusun yüzde seksenini oluşturuyordu. Ağanın, şeyhin, cehaletin pençesindeydi.
Yoksuldu, topraksızdı, sağlıksızdı. Emeğinin, ürününün, sözünün değeri yoktu. Suyu yoktu, yolu yoktu. Kırk bini aşkın köy ve mezrada derme çatma evlerde yaşam sürdürmek onlar için kaderdi.
Cephelerde milletin kaderini değiştiren bu vefakâr insanlar, kendi kaderlerini değiştirme güç ve olanağından yoksundu.
İşte bu koşullarda ki köyü ve köylüyü kurtarmak, onları, mutlu ve refah içinde bir hayata kavuşturmak, Cumhuriyet ve Devrimlerin aydınlığı ile donatmak, onları gerçek anlamda milletin Efendisi yapmak bir ihtiyaçtı, bir zorunluluktu. Cumhuriyet ve Devrimlerin geleceği bu büyük çoğunluğun kazanılmasına bağlıydı. Bunun tek yolu eğitimdi.
Peki, nasıl bir eğitim? Bilinen eğitim kurum ve yöntemleriyle bu büyük ve çok yönlü sorunu çözmek olanaksızdı. Köye özgü, onun bu çok yönlü ve karmaşık sorunlarına yeni bir eğitim anlayışı ile yaklaşmak kaçınılmazdı.
Köyü ve Köylüyü yakından tanıyan, Cumhuriyet’in devrimci, inançlı, bilgili eğitimcileri Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç ve onlara inanmış isimsiz kadrolar Köy Enstitüleri Projesini hazırladılar. 1939’dan itibaren hayata geçirilen bu proje ile köyden alınan ilkokul mezunu yetenekli ama yoksul köy çocukları yeni bir eğitim öğretim anlayışı ile beş yıllık sürede yetiştirilecek ve yirmi yıl mecburi hizmetle köye gönderilecek. Bu öğretmenler, köylüyü ümmilikten kurtaracak, onların sosyal yaşamlarını değiştirecek, tarımını modernleştirecek, gelirini artıracak, hayvancılığın ıslahına önayak olacak, onları Cumhuriyet ve Devrimlerin aydınlık değerleri ile buluşturacak, köylünün kültürel değerlerini, müziğini, folklorunu yeni yaklaşımlarla ele alacak, kısaca üzerine ölü toprağı serilmiş köyü her yönüyle canlandıracak.
Gerçekten bu yepyeni, bize özgü bir eğitim yaklaşımı ve düzenlemesiydi.
Proje aynen uygulandı. Yalnız okulun ve çocukların değil, Köyün ve Köylünün öğretmeni yetiştirildi. Bu öğretmen yukarıda öngörülenleri gerçekleştirebilmek için köyün ve köylünün geri kalmışlığını ortadan kaldıracaktı. Şeyh’le, Ağayla cebelleşecek, bunların baskısı ile harekete geçebilecek olan Bucak Müdürü ile Kaymakam’la, Vali ve Siyasetçi ile boğuşacaktı. Hiçbir şeyden korkmayacak, hiçbir zaman yorulmayacak, hiç kimseye küsmeyecek, kırılıp incinmeyecek, acıya, yalnızlığa katlanacak, endişeye kapılmayacak, başkasına ve başkalarının değerlerine özenmeyecekti. Cumhuriyet ve Devrim değerlerinden ödün vermeyecek, bu değerleri herkese taşıyacak, herkesle paylaşacak, kaderciliğin ve bağnazlığın önünü kesecek, belini kıracak, etkisini ve işlevini sıfırlayacaktı.
İşte bu niteliklere sahip öğretmen yetiştirmek için, Köy Enstitüleri Programı “Değerler Sistemi” üzerine kurulu gerçek bir Eğitim-Öğretim sistemidir. Enstitülerin yerleri, koşulları, yönetici ve eğiticileri buna göre seçilmişti. Bu programda özü insan için bir üst değer yaratmayacak hiçbir etkinliğe yer yoktu.
Eğitim, akılcı, çok yönlü, bütün bir hayatı kapsayan iş eksenliydi. Köyde olan, olması gereken bütün iş ve yaşam etkinlikleri bu eğitimi belirliyordu. Olduğu gibi değil, olması gerektiği gibi. Çünkü olanı olması gerekenle değiştirmeyi amaçlıyordu. Bu eğitim, bilinen sembol araçlara dayalı bir iş eğitimi değildi. Onun için “özgün” bir eğitim denemesiydi.
Öğretim, düşünmeyi, irdelemeyi, sorgulamayı ve tartışmayla bir sonuç çıkarmayı amaçlıyordu. Bütün çağdaş değerleri içeren ders kitapları ve diğer yazılı kaynaklar bu irdelemelerin ve tartışmaların birer aracıydı.
Güzel Sanatlar, Halk Kültürü ve Tiyatro, Eğitim- Öğretim uygulamalarının ayrılmaz bir parçasıydı.
Köy Enstitülerini kuranlar, Köy Enstitülerini yönetenler ve Köy Enstitülerinin her alandaki usta öğreticileri müthiş bir iş başararak köyün beklenen Öğretmenini yetiştirmeyi başararak mezunlarını köye göndermeye başladılar.
Köye ve Köylüye ulaşan aydınlığın yankıları bütün ülkeyi sardı, bütün dikkatleri üzerinde topladı. Köyün ve Köylünün talihinin değişeceği düşüncesi kesinleşme yoluna girmişti. Budan son derece rahatsız olan geniş çevreler vardı.
Köyün ve Köylünün geri kalmışlığından yararlanan ağalar, şeyhler ile buların yönlendirdiği siyasetçiler ve Devrim değerlerinin köye ulaşmasından korkan Karşı Devrimciler, Köy Enstitülerinin üzerine çullandılar.
Kara çalmada sınır tanımadılar. 1945’den sonra ki demokratik açılımla Türk siyasal hayatına giren Demokrat Parti, bütün kadrolarıyla, Köy Enstitülerini hedef aldı. Bu saldırılar karşısında, Cumhuriyet Halk Partisi, Köy Enstitülerini savunamadı. Kurucular Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç görevlerinden uzaklaştırıldı. Yerlerine getirilen Reşat Şemsettin Sirer ve Yunus Kâzım Köni Enstitü programlarında değişikliğe gittiler. Bu geri çekilme ve tavizler Köy Enstitüleri karşıtları için hiçbir anlam ifade etmedi. Aleyhte propaganda hız kesmeden devam etti. Yeni girilen çok partili hayatın özgürlük ortamı işlerini kolaylaştırdı. Bütün bunlara ilaveten, İkinci Dünya Savaşının toplumda yarattığı olumsuzlukları da kullanan Demokrat Parti, 14 Mayıs 1950’de iktidar oldu.
Demokrat Parti’nin ilk icraatı, Türkçe Ezan’ı kaldırmak, Halk Evleri ve Halk Odaları ile Köy Enstitülerini kapatmak oldu. Böylece Cumhuriyet ve Devrim değerlerinin köylüye ulaştırılmasının, onların sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmelerinin yolu kesilmiş, karşı devrim düşünce ve uygulamalarının önü açılmıştı.
Köylünün sosyal, kültürel ve ekonomik gelişme yolunda beliren umutları yok olmuş, doğup büyüdüğü köyünde mutlu olma şansı ortadan kaldırılmıştı. Çağdaş hiçbir olanağın sunulmadığı köylü, uzun yıllar, yol, su, okul vaatleriyle oyalanmış, önce Demokrat Parti sonra onun devamı, sağ siyasal partilerin oyalama ve uyutma politikaları sürüp gitmiştir.
Haberleşme ve ulaşımdaki gelişmeler köylünün kent yaşanını daha yakından tanımasını sağladı. Almanya’ya başlayan işçi akını, içte şehirlere de yönelerek, bugünkü varoşları meydana getirdi. Köyde daha az kaynaklarla mutlu edilebilecek köylüler, bugün kent varoşlarında çözümü olanaksızlaşan yaşam koşulları altında, sosyal, kültürel, ahlaki çöküntü sürecini yaşamaktadır. Devlet, ne köylü, ne kentli olan bu büyük kitleler karşısında çaresiz kalmıştır. Bu, Köy Enstitülerini ortadan kaldıran zihniyetin Türk Toplumuna sunduğu kötülüklerin en büyüklerinden birisidir.
Köy Enstitülerini kapatan zihniyetin ikinci ve beklide birincisinden daha vahim sonuçlar doğuran, bundan sonra da doğurmaya devam edecek olan, çağdaş eğitim sistemine karşıt, ona alternatif bir örgün ve yaygın eğitim politikasını devreye sokması olmuştur. Bu zihniyet Demokrat Parti döneminden başlayarak günümüze kadar toplumun din duygularını istismar etmiş, Kuran Kursları, İmam Hatip Okulları, İslam Enstitüleri ve İlahiyat Fakülteleri sistemi ile ümmetçi bir zihniyetin toplumda kökleşmesinin yolunu açmıştır. Bu alternatif eğitim süreci yoksul halk çocukları önüne sürülmüş, tuzak bir eğitim süreciydi. İçte olduğundan çok dış destekçileri vardı. Amaç bu yolla Türkiye Cumhuriyetini ve Devrimlerini zaafa sürüklemek, çıkmaza sokmak, ikilem yaratmak. İşte bu gün toplumca ulaştığımız nokta budur.
Görüldüğü gibi yoksul halk çocukları, Köy Enstitülerinde Cumhuriyet ve Devrim değerleri ile yetiştirilirken, benzer kaynaktan gelen öğrenciler yoğun bir şekilde dinsel değerlerle yetiştirilerek farklı dünya görüş ve anlayışlarına sahip kuşaklar ortaya çıkarıldı. Yaratılan bu yeni kuşağın talepleri ile devletin temel nitelikleri örtüşmediğinden, bütün kamu kurumlarında büyük sorunlar yaşanmaktadır.
Devlet bu kuşağın kuşatması altındadır. Temel görevi, ülkenin ve halkın sorunlarını çözmek olan iktidar, bu görevini ikinci plana koyarak, bütün gücüyle bu aykırı felsefe ile yetişmiş ya da çıkarı gereği bu felsefeyi benimsemişleri kamu kurullarına yerleştirme savaşı vermektedir.
Bunda büyük mesafeler almış, son kalan direnç noktalarını zorlamaktadır. Bu noktalar da aşıldıktan sonra, artık Türkiye Cumhuriyetinin, İslâmi niteliğinin derecelendirilmesi tartışmaya açılabilir. 17/04/2003
Necmettin AYKAN
Necmettin AYKAN