RAMAZAN USTA
05/Mayıs/2008
Sen Ustasın
Ramazan Usta
Mermer Ustası.
Kökün,
Antik Anadolu’da,
Bergama’da
Efes’te
Aspendos’tadır.
Rüyaların agora’sında hüzün,
Tanrıça heykellerinde
Aşksın
Çağlar boyu sessizliğince
Kalacaksın.
Ramazan Usta,
Mermerde ışıldayan sen,
Gülümseyen sensin.
Adını yazmasan da
Mavişehir-Flamingo on beş girişindeki
Mermer güzelliğinde
Nice yıllar Yaşayacak
Anılacaksın.
Ellerin dert,
Yüreğin kasvet görmesin,
Ramazan Usta.
Necmettin AYKAN
19 Aralık 2008 Cuma
6 Aralık 2008 Cumartesi
Z A M A N
19/03/2006
Zaman!
Sen nesin?
Işık mısın?
Gün gibi aydınlatan?
Bulut musun, yağmur mu?
Dere misin, tepe mi?
Sen nesin?
Issız ormanlarda ses;
Renk misin, cennet çayırlarda?
Sen!
Ateş misin, su mu?
Güneş misin?
Doğup-batan.
Denizdeki dalgaları,
Bulutları çoğaltan.
Soğuk-sıcak;
Yeri-göğü;
Mevsim-mevsim
Anlatan.
Zaman!
Derdin nedir?
Takatin ne?
Neyi beklersin?
Neyi kaybeder?
Kimi arkandan,
Sürüklersin?
Sen mi varsın evrende?
Özgür.
Ben mi varım, aklımla
Tutsak.
Neyi kaybetsek;
Neyi unutsak;
Saklarsın.
Her şeyi, her şeyi
Ben öldükten sonra,
Anlatacaksın.
Kime?
Niye?
Zaman!
Sen hem günsün, hem gece.
Hem sözsün hem hece.
Karanlık-kör kuyularda;
Sonsuz,
Bilmece.
Zaman!
Sen benimlesin.
Sevinçlerim, seninle;
Salkım-saçak
Umutlarım-kanatlandı,
Uçacak.
Ve hüzünlerim
Bir masal gibi
Anlatılacak:
Bir varmış,
Bir yokmuş.
Her şey ve yaşam az,
Zaman çokmuş.
Zaman!
Sen nesin?
Ben ne?
Ağladığımı-güldüğümü;
Ölesiye sevdiğimi;
Unutmadım;
Hiçbir zaman.
Zaman!
Unutmayan;
Sen misin?
Ben mi?
Zaman!
Ben kayan yıldız,
Sen, yanan ateş; kalan külsün.
Leylaksın, lalesin, gülsün.
Zaman!
Sen, ağaçla büyüyecek;
Suyla akıp gideceksin.
Sen benle başladın;
Benle, biteceksin.
Necmettin AYKAN
19/03/2006
Zaman!
Sen nesin?
Işık mısın?
Gün gibi aydınlatan?
Bulut musun, yağmur mu?
Dere misin, tepe mi?
Sen nesin?
Issız ormanlarda ses;
Renk misin, cennet çayırlarda?
Sen!
Ateş misin, su mu?
Güneş misin?
Doğup-batan.
Denizdeki dalgaları,
Bulutları çoğaltan.
Soğuk-sıcak;
Yeri-göğü;
Mevsim-mevsim
Anlatan.
Zaman!
Derdin nedir?
Takatin ne?
Neyi beklersin?
Neyi kaybeder?
Kimi arkandan,
Sürüklersin?
Sen mi varsın evrende?
Özgür.
Ben mi varım, aklımla
Tutsak.
Neyi kaybetsek;
Neyi unutsak;
Saklarsın.
Her şeyi, her şeyi
Ben öldükten sonra,
Anlatacaksın.
Kime?
Niye?
Zaman!
Sen hem günsün, hem gece.
Hem sözsün hem hece.
Karanlık-kör kuyularda;
Sonsuz,
Bilmece.
Zaman!
Sen benimlesin.
Sevinçlerim, seninle;
Salkım-saçak
Umutlarım-kanatlandı,
Uçacak.
Ve hüzünlerim
Bir masal gibi
Anlatılacak:
Bir varmış,
Bir yokmuş.
Her şey ve yaşam az,
Zaman çokmuş.
Zaman!
Sen nesin?
Ben ne?
Ağladığımı-güldüğümü;
Ölesiye sevdiğimi;
Unutmadım;
Hiçbir zaman.
Zaman!
Unutmayan;
Sen misin?
Ben mi?
Zaman!
Ben kayan yıldız,
Sen, yanan ateş; kalan külsün.
Leylaksın, lalesin, gülsün.
Zaman!
Sen, ağaçla büyüyecek;
Suyla akıp gideceksin.
Sen benle başladın;
Benle, biteceksin.
Necmettin AYKAN
29 Kasım 2008 Cumartesi
G Ü Z E L
01/03/2006
Sevgiyle yoğrulsun, sevgiyle pişsin
Ellerin güzele açılsın güzel
Mehtap toparlasın, güneş dağıtsın
Raksetsin saçların raksetsin güzel.
Pembe yanakların yeşil gözlerin
Topuktan enseye endamın güzel
Şiirde şarkıda sazda sözlerin
Ruhunu doldursun güzellik güzel
Zaman akıp gitsin sen gitme bekle
Mevsimler yanına gelecek güzel
Dekolte gömlekle mini etekle
Ne kadar güzelmiş desinler güzel.
Başını çevirme önüne bakma
Güzelin her hali güzeldir güzel
Verseler dünyayı yakana takma
Sen sana yetersin bilesin güzel
Necmettin AYKAN
28 Kasım 2008 Cuma
ÖZGÜRCE
14/03/2007
Sen kendince yaşarsın
Gülmen ağlaman sence
Sevmen, sevdalardan ayrı
Düşünmen özgürce.
Günler boyu dolaşırsın
Her yer senin, her güzel sende
Geceler boyu dalıp gidersin
Rüyaların gizince.
Sesler, sözlere karışır
Düşler, düşüncelere
Duyduğunu duyuramazsın
Sevince.
Issız ormanlarda kaybolursun
Nefretin, şefkatin senle
Mavi gökyüzü
Ve yıldızlar seninledir
Rüzgâr istediğin gibi
Esince.
Gün güneşle güzel
Mevsim bahar
Yağmur sana göredir
İnce ince.
Bütün evren senin olur
Bütün çiçekler
Sana açar
Vakti gelince.
Sen kendince ölürsün
Kimse öldüğünü bilmez
Gözlerin sonsuzluğa kapanıp
Umutların bitince.
Necmettin AYKAN
14/03/2007
Sen kendince yaşarsın
Gülmen ağlaman sence
Sevmen, sevdalardan ayrı
Düşünmen özgürce.
Günler boyu dolaşırsın
Her yer senin, her güzel sende
Geceler boyu dalıp gidersin
Rüyaların gizince.
Sesler, sözlere karışır
Düşler, düşüncelere
Duyduğunu duyuramazsın
Sevince.
Issız ormanlarda kaybolursun
Nefretin, şefkatin senle
Mavi gökyüzü
Ve yıldızlar seninledir
Rüzgâr istediğin gibi
Esince.
Gün güneşle güzel
Mevsim bahar
Yağmur sana göredir
İnce ince.
Bütün evren senin olur
Bütün çiçekler
Sana açar
Vakti gelince.
Sen kendince ölürsün
Kimse öldüğünü bilmez
Gözlerin sonsuzluğa kapanıp
Umutların bitince.
Necmettin AYKAN
N E R E D E
1977
Yüksek dağlara kar
Yaylalara kırağı düştü
Yaprak sarı, dal umutsuz
Güneş batmış, ay nerede ?
Bir deli savruluştur bu
Boz bulanık akar gider
Dere taşmış, bent yıkılmış
Seller gitmiş, kum nerede ?
Öylesine bir vadi ki
Gider olduk, ne kaldı ki
İçimizi bir sardı ki
Hayat işte, can nerede ?
Koyun vardı, kuzu vardı
Çayır çimen, renk saçardı
Lâle biter, gül açardı
İşte arı , bal nerede ?
Yaprak açtı, çiçek açtı
Nar üzüme bakacaktı
İçimizi yakacaktı
Bahar bitmiş, yaz nerede ?
Esen bora, kara yeldir
Gençlik tatlı, bin emeldir
Aşık olmak, ne güzeldir
Sevmek var da, us nerede ?
İyi dedik, kötü dedik
Yalan, doğru hep söyledik
Yaptık, yıktık hep böyleydik
Ateş sönmüş, kül nerede?
Gerçek acı ya da bal’dır
İster çekil, ister saldır
Süre bitti artık kaldır
Gideceğiz, yol nerede?
Necmettin AYKAN
1977
Yüksek dağlara kar
Yaylalara kırağı düştü
Yaprak sarı, dal umutsuz
Güneş batmış, ay nerede ?
Bir deli savruluştur bu
Boz bulanık akar gider
Dere taşmış, bent yıkılmış
Seller gitmiş, kum nerede ?
Öylesine bir vadi ki
Gider olduk, ne kaldı ki
İçimizi bir sardı ki
Hayat işte, can nerede ?
Koyun vardı, kuzu vardı
Çayır çimen, renk saçardı
Lâle biter, gül açardı
İşte arı , bal nerede ?
Yaprak açtı, çiçek açtı
Nar üzüme bakacaktı
İçimizi yakacaktı
Bahar bitmiş, yaz nerede ?
Esen bora, kara yeldir
Gençlik tatlı, bin emeldir
Aşık olmak, ne güzeldir
Sevmek var da, us nerede ?
İyi dedik, kötü dedik
Yalan, doğru hep söyledik
Yaptık, yıktık hep böyleydik
Ateş sönmüş, kül nerede?
Gerçek acı ya da bal’dır
İster çekil, ister saldır
Süre bitti artık kaldır
Gideceğiz, yol nerede?
Necmettin AYKAN
E R S İ S ‘ İ U N U T M A D I M
İZMİR - 13/07/2005
Çocukluk günlerim,
Sende geçti.
Sevinçlerimde,
Hüzünlerimde,
Sen vardın.
Mevsimlerin,
Mevsim olduğunu;
Ceznara, Sölleke,
Esgele, Marant’a,
Gidince anlardım.
Kilise Tepesine,
Güneş vurunca sabah,
Çığ gelince bahar olurdu.
Yaz gelince;
Çepikleri dut,
Teştleri şıra,
Curatta sepetleri,
Üzüm doldururdu.
Kaldavar’da,
Çoruh’un sesini,
Sasanborot’ta
Ormanın uğultusunu dinler;
Çittizil’de ot,
Kırmalar’da ekin biçerdim.
Ağbaşköy’de
Börtü-böcekle dost olur;
Ardıç ağacının gölgesinde,
Serinler,
Bathaneden, kana kana,
Su içerdim.
Semerin kaşına asılan,
Çepik’teki dutu;
Çiçekli çayırın,
Deli otu;
Hâlâ benimle.
Hey gidi Ersis hey!
Deli-dolu günlerimin:
Şehri,
Kasabası,
Köyü. Beni ben yapan;
Senin içindeki,
O büyü.
Benimle.
Hey gidi Ersis hey.
Ve hâlâ serinliği
Kuşluk vaktinin.
Tepesini merak ettiğim,
Güney.
Benimle.
Çarşısı benimle Ersis’in.
Ne çarşıydı?
Medet Ustanın fırını,
Savcının kahvesine karşıydı.
Saatçi Abdurrezzak,
Yanında kasap Kürt İbrahim,
Vardı.
Çapulacı Hafız usta ile
Mustafa Aşıkoğlu, bitişik.
Terzi Ziya’nın yanı
Boydan boya sokak
Ve duvardı.
Zuvara bakan sıranın başında,
Hacı Ahmet Efendinin, ambarı;
Karşı sırada, manifatura dükkânı,
Vardı.
Ve Ahmet Efendi zengindi,
Altın dişleri,
Konuştukça,
Pırıl pırıl parlardı.
Kahveci Niyazi Efendi,
Efendiydi.
Berber Hasan
Ve berber Hamit’in işleri:
Usta işi.
Terzi Nurettin efendinin,
Diktiği şalvara, çuhaya,
Gülüşleri,
Yansırdı.
Unutmadım, unutamam.
Abid ustanın:
Çapulasını,
Çistiğini,
Kasap Mecid’in kesdiğini,
Selim’in kahvesinde,
Demli çayı içerken balkonda,
Ilık ılık rüzgârın,
Nasıl estiğini,
Unutmadım.
Kafa Memed, fırınında ekmek,
Yan bölmede, çay, şeker satar.
Camdan Tilki İbrahim’e bakardı.
İlyas Efendi tirindazdı,
Dükkânı, dükkânında,
İstikânları, kuruyemişi,
Tertemizdi.
Bu dükkânın,
Karşısında merdiven,
Caminin önüne çıkardı.
Hemdi efendi,
Hasan usta,
Zabitgilin Abit, karşıda
Ve bu Çarşıda,
Birde;
Tavlının Şevket vardı.
Fırınında nefis güveç yapardı.
Hey Allah’ım ne günlerdi.
Unutulmaz,
Unutmadım.
Ne Zabid usta gibi demirciyi,
Ne Mustafa Semerciyi,
Hancı Hevekli’yi,
Unutmadım.
Hoca Hafız Efendi,
Aklımda.
Müezzin Mustafa’nın Salâ’sı,
Yıkıcı Dayının,
Vahap hocanın,
Yanık ezan sesi,
Kulağımda.
Ve çocukluğumda,
Çıra ışığında,
Bu çarşıya gidişleri,
Unutmadım, unutamam.
Ne Uzun Durağı,
Ne Abdullah Yıkıcıyı,
Amcam oğlu Zeki gibi
Rakıcıyı,
Unutmadım, unutamam.
Bu çarşının
Deli İdrisi,
Bekdaşı vardı.
Cıvıl cıvıldı o günler,
Herkes birbirine,
Kol kanat olur;
Kucak açardı.
Derler ki bu çarşıdan,
Ne kül kaldı, ne duman.
Her şey, koskoca bir yalan.
Ve masaldı. O eski zaman,
Anılarda asılı kaldı.
Ve birileri,
Geçmişimizi,
Bizden çaldı.
Unutulmaz, unutmadım.
Ersis’i unutmadım.
Ne merzedeki çatmayı,
Ne Ceznarda:
Kaldavarda,
Burdoların arasında,
Yatmayı.
Ne çarşıda volta atmayı,
Unutmadım.
Öğretmenler öğretmeni,
Yaşar Beyi,
Nusret Beyi,
Sabri Beyi,
Dabakgilin Mustafa,
Ve öğretmen kardeşler:
Hasan ile Sabit Beyi,
Reis, Rıfat Beyi,
Kadir Beyi,
Muhlis Beyi,
Unutmadım, unutamam.
Didiş’iydi, Egiş’iydi,
Ormanlara sahip çıkmak,
Onun tek işiydi:
Amcam Hemdi,
Sözü dinlenen,
Bir kişiydi.
Unutmadım.
Ersis’linin gurur kaynağı:
Köksal Paşayı,
Ve profesörleri ki onlar:
Bilim Bayrağı;
Hüseyin Soysal’ı,
Rasim Cici’yi,
Hâkim Hasan Acar’ı,
Ve Emin Koçak’ı
Kim hatırlayacak?
Unutmadım, unutamam.
Her acıyı, tatlıyı,
Onlarla paylaştım.
Ve arkadaştım.
Süleyman, Coşkun,
Behçet, Necati, Ali,
Mehmet, Salih
Can dostlarım.
Aklımdan gitmez.
Unutmadım, unutamam.
Dağlarında Hosanları.
Ağalardan Hasan’ları,
Unutmadım:
Kırık Hasan,
Babacan Hasan,
Cicioğlu Hasan.
Bu ağalar:
Ne mal mülk,
Ne toprak.
Ve bunlar,
Efendilik ağasıydı.
Ve onların doğasıydı.
Unutmadım.
Ustalar ustası Memed Usta,
Ahmet Usta, Fikri Usta,
Onlar yapardı;
Ersisteki yapıları.
Anahtarsız kapıları.
Unutmadım.
Pehlivan kardeşlerin,
En pehlivanı;
Hüseyin pehlivandı.
Tahsildarlar tahsildarı;
Tahsildar İbrahim,
Arslan,Şürrü,
Şevket efendiler,
Köy köy dolaşırdı.
Postacı Hüsam
Dağa taşa
İyi haber taşırdı.
Ersis’ın Gillerini;
Tatigili, Cindigili,
Asmagili, Cicigili,
Yakupgili, Kurbangili,
Çeşmegili, Lozogili,
Gümrükcügil, Zabitgili
Ersis’lide tatlı dili,
Unutmadım, unutamam.
Ersis’imin,
Bahçesinde bağında,
Çocuk yaşta
Eşeğimle dolaştım
Merzesinde dağında.
Ve Ersis’in
Geçmişinde-çağında,
Pekmezinde,
Tüngeslinin yağında.
Öylesine bir tat var ki
Unutmadım, unutamam.
Kış gelince Ersis:
Yalnız, kederli ve mahzunmuş.
Yaz gelince:
Herkes koşmuş, bayram yapmış.
Kim ne demiş, ne söylemiş,
Ne konuşmuş.
Aros’ta festival olmuş,
Ersis’liler, döner yemiş,
Rakı içmiş,
Coştukça, coşmuş.
Ersis’liler!
Yiyin, için,
Neşenize coşku katın
Horon tepin, nara atın
Ve Ersis’i, Ersis’liyi;
Hiçbir zaman,
Unutmayın.
Dağı-taşı,
Kurdu-kuşu
Engebesi, dik yokuşu,
Yıllar boyu o koşuşu
Unutmadım, unutamam.
Ersis’li, hiç kimseyi
Ve hiçbir şeyi unutmadım.
Anılar dün gibi aklımda,
Özlem özlem, yüreğimde,
Buram buram,
Burnumda tüter.
Bu, öyle bir sevdadır ki
Yazmakla bitmez.
Söz tükenir,
Sabır taşar, gün yetmez.
Çıplağın tepesinde durdum,
Islık çaldım, bağırdım
Aros’a doğru.
Duramadım sizler için,
Geçmişi, bugüne çağırdım.
Güneş battı,
Yel savurdu.
Alev bitti,
Köz kavurdu.
Felek bizi,
Bir savurdu.
Yıllar gelmiş,
Yılar geçmiş,
Unutmadım.
Unutmayın Ersis’liler,
Unutmayın.
Necmettin AYKAN
İZMİR - 13/07/2005
Çocukluk günlerim,
Sende geçti.
Sevinçlerimde,
Hüzünlerimde,
Sen vardın.
Mevsimlerin,
Mevsim olduğunu;
Ceznara, Sölleke,
Esgele, Marant’a,
Gidince anlardım.
Kilise Tepesine,
Güneş vurunca sabah,
Çığ gelince bahar olurdu.
Yaz gelince;
Çepikleri dut,
Teştleri şıra,
Curatta sepetleri,
Üzüm doldururdu.
Kaldavar’da,
Çoruh’un sesini,
Sasanborot’ta
Ormanın uğultusunu dinler;
Çittizil’de ot,
Kırmalar’da ekin biçerdim.
Ağbaşköy’de
Börtü-böcekle dost olur;
Ardıç ağacının gölgesinde,
Serinler,
Bathaneden, kana kana,
Su içerdim.
Semerin kaşına asılan,
Çepik’teki dutu;
Çiçekli çayırın,
Deli otu;
Hâlâ benimle.
Hey gidi Ersis hey!
Deli-dolu günlerimin:
Şehri,
Kasabası,
Köyü. Beni ben yapan;
Senin içindeki,
O büyü.
Benimle.
Hey gidi Ersis hey.
Ve hâlâ serinliği
Kuşluk vaktinin.
Tepesini merak ettiğim,
Güney.
Benimle.
Çarşısı benimle Ersis’in.
Ne çarşıydı?
Medet Ustanın fırını,
Savcının kahvesine karşıydı.
Saatçi Abdurrezzak,
Yanında kasap Kürt İbrahim,
Vardı.
Çapulacı Hafız usta ile
Mustafa Aşıkoğlu, bitişik.
Terzi Ziya’nın yanı
Boydan boya sokak
Ve duvardı.
Zuvara bakan sıranın başında,
Hacı Ahmet Efendinin, ambarı;
Karşı sırada, manifatura dükkânı,
Vardı.
Ve Ahmet Efendi zengindi,
Altın dişleri,
Konuştukça,
Pırıl pırıl parlardı.
Kahveci Niyazi Efendi,
Efendiydi.
Berber Hasan
Ve berber Hamit’in işleri:
Usta işi.
Terzi Nurettin efendinin,
Diktiği şalvara, çuhaya,
Gülüşleri,
Yansırdı.
Unutmadım, unutamam.
Abid ustanın:
Çapulasını,
Çistiğini,
Kasap Mecid’in kesdiğini,
Selim’in kahvesinde,
Demli çayı içerken balkonda,
Ilık ılık rüzgârın,
Nasıl estiğini,
Unutmadım.
Kafa Memed, fırınında ekmek,
Yan bölmede, çay, şeker satar.
Camdan Tilki İbrahim’e bakardı.
İlyas Efendi tirindazdı,
Dükkânı, dükkânında,
İstikânları, kuruyemişi,
Tertemizdi.
Bu dükkânın,
Karşısında merdiven,
Caminin önüne çıkardı.
Hemdi efendi,
Hasan usta,
Zabitgilin Abit, karşıda
Ve bu Çarşıda,
Birde;
Tavlının Şevket vardı.
Fırınında nefis güveç yapardı.
Hey Allah’ım ne günlerdi.
Unutulmaz,
Unutmadım.
Ne Zabid usta gibi demirciyi,
Ne Mustafa Semerciyi,
Hancı Hevekli’yi,
Unutmadım.
Hoca Hafız Efendi,
Aklımda.
Müezzin Mustafa’nın Salâ’sı,
Yıkıcı Dayının,
Vahap hocanın,
Yanık ezan sesi,
Kulağımda.
Ve çocukluğumda,
Çıra ışığında,
Bu çarşıya gidişleri,
Unutmadım, unutamam.
Ne Uzun Durağı,
Ne Abdullah Yıkıcıyı,
Amcam oğlu Zeki gibi
Rakıcıyı,
Unutmadım, unutamam.
Bu çarşının
Deli İdrisi,
Bekdaşı vardı.
Cıvıl cıvıldı o günler,
Herkes birbirine,
Kol kanat olur;
Kucak açardı.
Derler ki bu çarşıdan,
Ne kül kaldı, ne duman.
Her şey, koskoca bir yalan.
Ve masaldı. O eski zaman,
Anılarda asılı kaldı.
Ve birileri,
Geçmişimizi,
Bizden çaldı.
Unutulmaz, unutmadım.
Ersis’i unutmadım.
Ne merzedeki çatmayı,
Ne Ceznarda:
Kaldavarda,
Burdoların arasında,
Yatmayı.
Ne çarşıda volta atmayı,
Unutmadım.
Öğretmenler öğretmeni,
Yaşar Beyi,
Nusret Beyi,
Sabri Beyi,
Dabakgilin Mustafa,
Ve öğretmen kardeşler:
Hasan ile Sabit Beyi,
Reis, Rıfat Beyi,
Kadir Beyi,
Muhlis Beyi,
Unutmadım, unutamam.
Didiş’iydi, Egiş’iydi,
Ormanlara sahip çıkmak,
Onun tek işiydi:
Amcam Hemdi,
Sözü dinlenen,
Bir kişiydi.
Unutmadım.
Ersis’linin gurur kaynağı:
Köksal Paşayı,
Ve profesörleri ki onlar:
Bilim Bayrağı;
Hüseyin Soysal’ı,
Rasim Cici’yi,
Hâkim Hasan Acar’ı,
Ve Emin Koçak’ı
Kim hatırlayacak?
Unutmadım, unutamam.
Her acıyı, tatlıyı,
Onlarla paylaştım.
Ve arkadaştım.
Süleyman, Coşkun,
Behçet, Necati, Ali,
Mehmet, Salih
Can dostlarım.
Aklımdan gitmez.
Unutmadım, unutamam.
Dağlarında Hosanları.
Ağalardan Hasan’ları,
Unutmadım:
Kırık Hasan,
Babacan Hasan,
Cicioğlu Hasan.
Bu ağalar:
Ne mal mülk,
Ne toprak.
Ve bunlar,
Efendilik ağasıydı.
Ve onların doğasıydı.
Unutmadım.
Ustalar ustası Memed Usta,
Ahmet Usta, Fikri Usta,
Onlar yapardı;
Ersisteki yapıları.
Anahtarsız kapıları.
Unutmadım.
Pehlivan kardeşlerin,
En pehlivanı;
Hüseyin pehlivandı.
Tahsildarlar tahsildarı;
Tahsildar İbrahim,
Arslan,Şürrü,
Şevket efendiler,
Köy köy dolaşırdı.
Postacı Hüsam
Dağa taşa
İyi haber taşırdı.
Ersis’ın Gillerini;
Tatigili, Cindigili,
Asmagili, Cicigili,
Yakupgili, Kurbangili,
Çeşmegili, Lozogili,
Gümrükcügil, Zabitgili
Ersis’lide tatlı dili,
Unutmadım, unutamam.
Ersis’imin,
Bahçesinde bağında,
Çocuk yaşta
Eşeğimle dolaştım
Merzesinde dağında.
Ve Ersis’in
Geçmişinde-çağında,
Pekmezinde,
Tüngeslinin yağında.
Öylesine bir tat var ki
Unutmadım, unutamam.
Kış gelince Ersis:
Yalnız, kederli ve mahzunmuş.
Yaz gelince:
Herkes koşmuş, bayram yapmış.
Kim ne demiş, ne söylemiş,
Ne konuşmuş.
Aros’ta festival olmuş,
Ersis’liler, döner yemiş,
Rakı içmiş,
Coştukça, coşmuş.
Ersis’liler!
Yiyin, için,
Neşenize coşku katın
Horon tepin, nara atın
Ve Ersis’i, Ersis’liyi;
Hiçbir zaman,
Unutmayın.
Dağı-taşı,
Kurdu-kuşu
Engebesi, dik yokuşu,
Yıllar boyu o koşuşu
Unutmadım, unutamam.
Ersis’li, hiç kimseyi
Ve hiçbir şeyi unutmadım.
Anılar dün gibi aklımda,
Özlem özlem, yüreğimde,
Buram buram,
Burnumda tüter.
Bu, öyle bir sevdadır ki
Yazmakla bitmez.
Söz tükenir,
Sabır taşar, gün yetmez.
Çıplağın tepesinde durdum,
Islık çaldım, bağırdım
Aros’a doğru.
Duramadım sizler için,
Geçmişi, bugüne çağırdım.
Güneş battı,
Yel savurdu.
Alev bitti,
Köz kavurdu.
Felek bizi,
Bir savurdu.
Yıllar gelmiş,
Yılar geçmiş,
Unutmadım.
Unutmayın Ersis’liler,
Unutmayın.
Necmettin AYKAN
25 Kasım 2008 Salı
NECMETTİN AYKAN
19.03.1932 Yılında Artvin'in, Yusufeli ilçesi, Ersis (Kılıçkaya) bucağında, doğumumdan üç yıl sonra nüfusa kaydedilmişim.
1943/1944 eğitim-öğretim yılında Ersis (Kılıçkaya) ilkokulundan; 1949/1950 yılı Haziran döneminde Kars Cılavuz Köy Enstitüsü'nden mezun oldum.
1950 Ekim ayında Yusufeli Uşhum Köyü İlkokulu Başöğretmenliği görevine başladım. Öğretmenliğimin ikinci yılı sonunda ilçe disiplin kurulu kararıyla cezalandırılarak "idarecilik yapamaz; aynı yerde kalması sakıncalıdır" denilerek Yusufeli Utav Köyü İlkokulu öğretmenliğine gönderildim.
Bu köyde dört yıl görev yaptım. Siyasi nedenlerle her yıl şikâyet edildim, soruşturma geçirdim. Dönemin siyasi iktidarının yerel temsilcileri yakamı bırakmıyorlardı.
1956'da Samsun İline naklimi istedim. Tayinim yapıldı ve merkeze bağlı Derecik Köyü İlkokulu Başöğretmenliği görevine başladım. İki yıl bu köyde görev yaptım.
1958 yılında askere"Yedek Subay Okuluna" gittim.
1959 Kasım ayında Asteğmen olarak terhis oldum.
İsteğim üzerine Kocaeli İline tayin edildim. Merkeze bağlı Ketenceler Köyü İlkokulu Başöğretmenliğinde göreve başladım. Bu köyde iki ders yılı görev yaptım. Naklimi istedim.
1959 yılında İzmit-merkez Akçakoca İlkokulu Müdürlüğüne tayin edildim.
Bu görevi sürdürürken, İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsünü bitirmek için dışardan sınavlara katılmaya başladım.
1965 yılında açılan İlköğretim Müfettişliği Kursu sınavını kazanrak Akçakoca İlkokul Müdürlüğünden ayrıldım.
1966 yılında 8. Dönem İlköğretim Müfettişliği Kursuna katılarak ilköğretim Müfettişi oldum ve Giresun İline atandım.
İlköğretim Müfettişiyken 1967 yılında İstanbul Eğitim Enstitüsünü bitirdim.
Teftiş Şefliği yaptım. İl Milli Eğitim Müdür Yardımcılığına atandım.
Bu görevde iken TODAİE sınavlarını kazanarak 1968/1969 dönemi sonunda "Kamu Yönetimi Uzmanlığı" unvanını aldım.
Mezuniyet sonrası TODAİE Genel Müdürlüğünün Milli Eğitim Bakanlığından istemesi üzerine aynı Enstitüde Organizasyon-Metot uzmanlığı görevine başladım.
Bu görevim sırasında, Enstitünün görevlendirmesi ile 1969 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerinin Birinci Eğitim Şurası toplanmasının Plânlanması, Organizasyonu ve şura görüşmelerinin ve kararlarının değerlendirilmesi aşamalarına katıldım.
1971-73 döneminde Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi fark derslerini vererek Yüksek Lisans Programına katıldım ve 1973 yılında "Eğitim Yönetimi ve Planlaması Uzmanlığı" unvanını aldım.
İlkelerime aykırı gelişmeler üzerine Genel Kurmay'ın Müşavirlik talebini kabul etmedim. Hem TODAİE'deki görevimden hem de Milli Eğitim Bakanlığındaki görevimden istifa ettim.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yurtlar Müdürlüğünde iş buldum ve 1971 yılından 1972 yılına kadar 6. Yurt Müdürü olarak çalıştım.
1972 yılında Gençlik ve Spor Bakanlığında "Organizasyon ve Metot Daire başkanlığı" görevine başladım.
1973 yılında Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü Eğitim Yayın Koordinasyon Dairesi Başkanlığı görevini yürüttüm.
Cumhuriyetin 50. Yılı Dolayısıyla Kutlama Komitesi Başkanı olarak Türk Sporunun 50 Yıllık geçmişinin,Genel Müdürlük, Federasyonlar ve Bölge Müdürlükleri düzeyinde araştırılması, belgelenmesi ve yayınlanması projesini hazırladım. Bu projenin hayata geçirilmesine nezaret ettim.
1974'den itibaren Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Sorunları Genel Müdür Yardımcılığı,
Gençlik ve Spor Bakanlığı Eğitim Genel Müdürlüğü,
Beden Terbiyesi Genel Müdür Vekilliği,
Gençlik ve Spor Bakanlığı Bakanlık Baş Müşavirliği görevlerinde bulundum.
1977'de kendi isteğimle emekli oldum,
İzmir'e yerleştim.
Ticarete başladım.
On yıl Konfeksiyonculuk yaptım ve battım.
Yeniden "Aykan Kitabevini" kurdum.
1983 Sodep İzmir Kurucu İl Yönetiminde görev aldım.
SHP İl Sekreterliği yaptım.
2003'te kitabevini devrederek yaşamımın çalışma serüvenini noktaladım.
19.03.1932 Yılında Artvin'in, Yusufeli ilçesi, Ersis (Kılıçkaya) bucağında, doğumumdan üç yıl sonra nüfusa kaydedilmişim.
1943/1944 eğitim-öğretim yılında Ersis (Kılıçkaya) ilkokulundan; 1949/1950 yılı Haziran döneminde Kars Cılavuz Köy Enstitüsü'nden mezun oldum.
1950 Ekim ayında Yusufeli Uşhum Köyü İlkokulu Başöğretmenliği görevine başladım. Öğretmenliğimin ikinci yılı sonunda ilçe disiplin kurulu kararıyla cezalandırılarak "idarecilik yapamaz; aynı yerde kalması sakıncalıdır" denilerek Yusufeli Utav Köyü İlkokulu öğretmenliğine gönderildim.
Bu köyde dört yıl görev yaptım. Siyasi nedenlerle her yıl şikâyet edildim, soruşturma geçirdim. Dönemin siyasi iktidarının yerel temsilcileri yakamı bırakmıyorlardı.
1956'da Samsun İline naklimi istedim. Tayinim yapıldı ve merkeze bağlı Derecik Köyü İlkokulu Başöğretmenliği görevine başladım. İki yıl bu köyde görev yaptım.
1958 yılında askere"Yedek Subay Okuluna" gittim.
1959 Kasım ayında Asteğmen olarak terhis oldum.
İsteğim üzerine Kocaeli İline tayin edildim. Merkeze bağlı Ketenceler Köyü İlkokulu Başöğretmenliğinde göreve başladım. Bu köyde iki ders yılı görev yaptım. Naklimi istedim.
1959 yılında İzmit-merkez Akçakoca İlkokulu Müdürlüğüne tayin edildim.
Bu görevi sürdürürken, İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsünü bitirmek için dışardan sınavlara katılmaya başladım.
1965 yılında açılan İlköğretim Müfettişliği Kursu sınavını kazanrak Akçakoca İlkokul Müdürlüğünden ayrıldım.
1966 yılında 8. Dönem İlköğretim Müfettişliği Kursuna katılarak ilköğretim Müfettişi oldum ve Giresun İline atandım.
İlköğretim Müfettişiyken 1967 yılında İstanbul Eğitim Enstitüsünü bitirdim.
Teftiş Şefliği yaptım. İl Milli Eğitim Müdür Yardımcılığına atandım.
Bu görevde iken TODAİE sınavlarını kazanarak 1968/1969 dönemi sonunda "Kamu Yönetimi Uzmanlığı" unvanını aldım.
Mezuniyet sonrası TODAİE Genel Müdürlüğünün Milli Eğitim Bakanlığından istemesi üzerine aynı Enstitüde Organizasyon-Metot uzmanlığı görevine başladım.
Bu görevim sırasında, Enstitünün görevlendirmesi ile 1969 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerinin Birinci Eğitim Şurası toplanmasının Plânlanması, Organizasyonu ve şura görüşmelerinin ve kararlarının değerlendirilmesi aşamalarına katıldım.
1971-73 döneminde Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi fark derslerini vererek Yüksek Lisans Programına katıldım ve 1973 yılında "Eğitim Yönetimi ve Planlaması Uzmanlığı" unvanını aldım.
İlkelerime aykırı gelişmeler üzerine Genel Kurmay'ın Müşavirlik talebini kabul etmedim. Hem TODAİE'deki görevimden hem de Milli Eğitim Bakanlığındaki görevimden istifa ettim.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yurtlar Müdürlüğünde iş buldum ve 1971 yılından 1972 yılına kadar 6. Yurt Müdürü olarak çalıştım.
1972 yılında Gençlik ve Spor Bakanlığında "Organizasyon ve Metot Daire başkanlığı" görevine başladım.
1973 yılında Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü Eğitim Yayın Koordinasyon Dairesi Başkanlığı görevini yürüttüm.
Cumhuriyetin 50. Yılı Dolayısıyla Kutlama Komitesi Başkanı olarak Türk Sporunun 50 Yıllık geçmişinin,Genel Müdürlük, Federasyonlar ve Bölge Müdürlükleri düzeyinde araştırılması, belgelenmesi ve yayınlanması projesini hazırladım. Bu projenin hayata geçirilmesine nezaret ettim.
1974'den itibaren Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Sorunları Genel Müdür Yardımcılığı,
Gençlik ve Spor Bakanlığı Eğitim Genel Müdürlüğü,
Beden Terbiyesi Genel Müdür Vekilliği,
Gençlik ve Spor Bakanlığı Bakanlık Baş Müşavirliği görevlerinde bulundum.
1977'de kendi isteğimle emekli oldum,
İzmir'e yerleştim.
Ticarete başladım.
On yıl Konfeksiyonculuk yaptım ve battım.
Yeniden "Aykan Kitabevini" kurdum.
1983 Sodep İzmir Kurucu İl Yönetiminde görev aldım.
SHP İl Sekreterliği yaptım.
2003'te kitabevini devrederek yaşamımın çalışma serüvenini noktaladım.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)